
“Bu ezanlar -ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.”
Bir ülkenin iç ve dış egemenliğini gösteren ve tanımlayan en önemli hukukî belge anayasasıdır. Anayasalar, ulusal ve uluslararası sözleşmelere atıflarla egemenliğin şeklini ve sınırlarını belirler; egemenliğin kime ait olduğu ve nasıl kullanılacağı da anayasalarla tanımlanır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu, millî marşının da “İstiklâl Marşı” olduğunu değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez bir hüküm olarak düzenlemiştir. Gerekçesinde de İstiklâl Marşı’nın İstiklâl Harbimizden beri Türk milletinin millî marşı olduğu ifade edilmiş; Marş, “Türk Devletinin ve Milletinin etrafında toplandığı kutsal simge ve manevî değer” olarak belirtilmiştir.
Anayasa’nın 176. maddesi uyarınca Anayasa metnine dâhil kabul edilen Başlangıç kısmı, hiçbir faaliyetin “Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin… karşısında korunma göremeyeceği”ni hükme bağlamıştır. Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin belirlenmesinde temel referans metni de, yukarıda anılan gerekçede “kutsal simge ve manevî değer” olarak nitelenen İstiklâl Marşı’dır.
İstiklâl Marşı’nın sözleri zarf, anlamı zarfın içindeki mazruftur. Marş’ın içindeki değerler; Türkiye Devleti’nin kurucu değerlerini, özünü ve anayasal kimliğini gösteren, anayasa yorumlarında da dikkate alınması gereken değerlerdir.
Türk Ceza Kanunu’nun 300. maddesi İstiklâl Marşı’nı devletin egemenlik alametleri arasında saymış, bu egemenlik alametini alenen aşağılamayı altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla karşılamıştır. Dolayısıyla İstiklâl Marşı’na hakaret, devletin olduğu kadar, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olan milletin de egemenlik değerlerine hakarettir.
Bir millî marşı metninden ayırmak mümkün olmadığına göre, bu korumanın Marş’ın metnini de kapsadığı açıktır: metni değiştirmek, marşı değiştirmek olur. Kanaatimizce bunun zorunlu sonucu şudur: İstiklâl Marşı’nın içindeki değerler — bu bağlamda ezan da — Marş’ın anayasal korumasının manevî kapsamı içinde, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen egemenlik alametleridir. Bu anlamda ezan, gerçek bir istiklâl marşıdır.
Ezan yalnızca bir namaza çağrı değildir. Ezan; günde beş vakit, Allah’ın bütün değerlerin üstünde en üst değer ve mutlak egemen olduğunu, O’ndan başka ilah bulunmadığını, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) O’nun elçisi olduğunu bütün dünyaya ilan eder ve insanlığı bu davete icabetle maddî-manevî istiklâle çağırır. Bu, aynı zamanda Hakk’a tapan milletin egemenliğinin sesidir.
Nitekim Balkan topraklarının elimizden çıkmasının ardından camilerin kapatılması ve ezanların susturulması, oralarda Hakk’a tapan milletin egemenliğinin sona erdiğinin en açık delilidir. Ezanın hür sesi, Hakk’a tapan bir milletin kendi değerleriyle egemen olup olmadığının en sade ölçüsüdür.
Bu bağlamda İstiklâl Harbi, İstiklâl Marşı’ndaki değerlere sahip çıkma motivasyonuyla yapılmış bir kurtuluş savaşıdır. İstiklâl Marşı, Hakk’a tapan milletin askerleri savaş meydanlarında işgalci düşmana karşı çarpışırken Kahraman Ordumuza atfıyla Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş ve cephede dağıtılmıştır. Şehid ve gazilerimiz bu değerlere imanla mücadele etmiş; şehit ve gazi olmuşlardır. Dolayısıyla İstiklâl Marşı, Hakk’a tapan milletin ve şehitlerinin haklarını ve kurucu egemenlik değerlerini belirleyen kurucu belgedir. Bu belge, normlar hiyerarşisinde tutulan yerinden önce, o hiyerarşiyi anlamlı kılan manevî zemindir; hukukumuzun vazgeçilemez temelidir.
Kâinatın yaratıcısının insanlığa gönderdiği son elçi olan biricik örneğimiz, rehberimiz ve önderimizin doğumunun 1501. hicrî yıl dönümünü idrak ettiğimiz şu mübârek günlerde, hamdolsun ki ezanlarımız ülkemizde hür bir şekilde yeri göğü inletmektedir. Müezzinlerimiz, Hakk’a tapan milletimizin Allah’tan başka ilah ve egemen tanımadığını, yegâne rol model ve yol göstericinin Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğunu ilan etmeye devam etmektedir.
Bu vesileyle, Hakk’a tapan milletimizin yegâne rol modeli, yol göstericisi ve önderi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mübârek doğumunun on altıncı asrına girdiğimiz ve bir asrı aşkın süre önce İstiklâl Marşı ruhuyla zafere erdiğimiz şu günlerin nice bereketli gelişmelere vesile olmasını yüce Rabbimizden diler; Hakk’a tapan milletimize ve onun kutlu askerlerine nice üstün zaferler ihsan etmesini niyaz ederiz.
